Fıtratın Algoritması: Fransız ‘Bilan de Compétences’ Modelinden ‘Reflektif’ Bir Kendini Bilişe
Fransa’nın Alsace bölgesinde, teknolojinin tam kalbinde—kodların, sunucuların, bulut mimarilerinin ve otonom yapay zeka ajanlarının (AI Agents) arasında—geçen yirmi yılı aşkın mühendislik ve girişimcilik serüvenimde sürekli aynı çelişkiyle yüzleştim. Dijital sistemlerin mimarisini mükemmelleştirip “optimizasyon” kavramını her şeyin merkezine yerleştirirken, o sistemleri kuran ve kullanan “insanın” varoluşsal mimarisini, yani fıtratını nasıl bu kadar göz ardı edebiliyoruz?
Fransa’da ve genel olarak Avrupa iş kültüründe kariyer yönelimi veya tıkanıklığı denildiğinde akla ilk gelen devlet destekli mekanizma “Bilan de Compétences” (Yetkinlik Bilançosu) sistemidir. Dışarıdan bakıldığında oldukça analitik ve faydalı görünen bu süreci, sahada yıllarca gözlemlemiş biri olarak bende derin bir ontolojik rahatsızlık uyandırdığını söylemeliyim. Neden mi? Çünkü “bilanço”, muhasebeye ait bir terimdir; şirketlerin varlıkları ve borçları için çıkarılır. Modern sistem, insanı da kapitalist makinenin uyumlu bir dişlisi, salt bir “insan kaynağı” olarak görür ve ona örtülü olarak şu soruyu sorar: “Senin hangi becerilerin, piyasadaki hangi boşluğu en kârlı şekilde doldurabilir?”
Bu yaklaşım, insanı bir veri tabanı satırına (SQL row) indirgemektir.
İnsanın Kaynak Kodu: “Şâkile”
Oysa köklerini kadim medeniyetimizden alan dünya görüşümüzde insan; şirket bilançolarında optimize edilecek bir kaynak değil, “eşref-i mahlukat”tır. Bizim inancımızda meslek (sülûk edilen yol), sadece sabah 9 akşam 5 icra edilip karşılığında fatura kesilen bir angarya değildir. Meslek; insanın kendi fıtratını keşfetmesi, yaratılış kodlarına uygun bir yolda tekâmül etmesi (olgunlaşması) ve toplumu ihya etmesi için verilmiş bir emanettir.
Kur’an-ı Kerim’de muazzam bir varoluş ve adeta ilahi bir yazılım kuralı yatar: “De ki: Herkes kendi şâkilesine göre hareket eder.” (İsra, 84).
Şâkile; insanın yaratılıştan getirdiği mizaç, karakter, eğilim ve fıtrat demektir. Bir sistem mimarı diliyle söylemek gerekirse şâkile, Yaradan’ın her birimizin içine yazdığı o benzersiz ve eşsiz kaynak kodudur (source code). Eğer bir yazılıma, mimarisine aykırı bir yüklenmede bulunursanız sistem hata (error) verir, yavaşlar ve sonunda çöker. Modern insanın tükenmişlik sendromu (burnout) veya “sessiz istifa” (quiet quitting) dediği şey, tam olarak şâkilesine ters düşen işlerde bir ömür boyu “hata kodu” üreterek yaşamaya çalışmasıdır.
Yapay Zekayı Piyasadan Alıp İnsana Geri Vermek
Bugün yapay zeka devriminin tam ortasındayız. Şirketler, algoritmaları genellikle insanları daha hızlı filtrelemek, CV’leri saniyeler içinde elemek ve piyasanın ihtiyaçlarına göre standartlaştırmak için kullanıyor. Teknolojiyi insanı mekanikleştirmek için kullanmak her zaman en kolay yoldur. Ancak son projemiz olan Reflektif.net’i hayata geçirirken bu endüstriyel paradigmaya kökten itiraz ettik.
Kendimize şu soruyu sorduk: Yapay zekanın o devasa analitik gücünü, insanı piyasaya uydurmak için değil de, ona kendi şâkilesini hatırlatacak bir “ayna” olmak için kullanamaz mıyız?
“Reflektif” kelimesini öylesine seçmedik. Reflektif.net, klasik bir “Bilan de Compétences” testi veya sizi yargılayan bir İK botu değildir. O, insanın kendi fıtrat haritasını önüne seren, Sokratik bir yöntemle kişiye kendi derinliğini gösteren dijital bir yol arkadaşıdır. Japonların İkigai (sabah uyanma sebebi) dediği, bizim medeniyetimizin Gaye-i Hayal (hayal edilen ulvi amaç) olarak adlandırdığı o kutlu kesişim noktasını arar.
Yapay zekanın buradaki rolü, bireyin eğilimlerini ve değer yargılarını anlamlandırarak, yıllardır ezberci eğitimin ve piyasa baskısının üzerine örttüğü o sahte kutuları kırmak ve içindeki asıl cevheri ortaya çıkarmaktır.
Teknolojiyle Özümüze Dönmek
Teknoloji, insanı varoluşsal gayesinden koparan Batılı “kaynak” mantığıyla değil, insanın şâkilesini merkeze alan bir vizyonla yönetilmelidir. Unutmayalım ki en iyi algoritma, veriyi en hızlı işleyen değil, insanı kendi aslına en çok yaklaştıran algoritmadır.
Yunus Emre’nin asırlar ötesinden fısıldadığı “İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir” düsturu, bugün dijital çağda da en büyük rehberimizdir. Eğer hayatınızın geri kalanında başkalarının yazdığı bir piyasa senaryosunun figüranı değil, kendi fıtrat kodunuzun başrolü olmak istiyorsanız, aynaya bakmanın vakti gelmiştir.
Ve bizim için o aynanın dijital dünyadaki adı bugün Reflektif‘tir.
Mikail Lekesiz
Teknoloji Girişimcisi, DevOps/AI Mühendisi ve Reflektif.net Kurucusu