Dasein

Dasein (okunuşu: Dazayn), 20. yüzyılın en önemli filozoflarından biri olan Alman düşünür Martin Heidegger‘in felsefesinde (özellikle 1927 tarihli Varlık ve Zaman adlı başyapıtında) merkeze aldığı ve felsefe tarihine kazandırdığı en temel kavramdır.

Almanca kökenli bir kelime olup, “da” (orada/burada) ve “sein” (olmak/varlık) kelimelerinin birleşiminden oluşur. Kelime anlamı olarak “orada-olmak” veya “burada-olmak” anlamına gelir. Ancak Heidegger, bu kelimeyi gündelik kullanımından çıkarıp spesifik olarak insan varoluşunu tanımlayan derin bir felsefi terim haline getirmiştir.

Heidegger Neden “İnsan” Yerine “Dasein” Diyor?

Felsefe tarihi boyunca insan; Descartes’ın “düşünen öznesi”, “bilinç”, “ruh” veya biyolojik bir tür olan “homo sapiens” olarak tanımlanmıştır. Heidegger bu kavramları bilerek reddeder. Çünkü ona göre geleneksel felsefe, insanı dünyadan yalıtılmış, kapalı bir kutu (zihin) ya da dünyayı dışarıdan izleyen soğuk bir seyirci gibi ele almıştır.

Oysa Heidegger’e göre insan, dünyadan kopuk değildir; tam tersine varoluşun tam içindedir. Bir ağaç, bir taş veya bir kedi sadece “vardır”; var olduklarının farkında değillerdir. Dasein ise kendi varlığının farkında olan, kendi varoluşunu dert edinen ve “Varlık nedir?”, “Ben neden varım?” sorularını sorabilen yegâne varlıktır.

Dasein’ı Dasein Yapan Temel Özellikler Nelerdir?

Heidegger, Dasein’ı (yani varoluş biçimimizi) açıklamak için onun parçalanamaz yapıtaşlarını (varoluşsallarını) tanımlar. Bunların en önemlileri şunlardır:

1. Dünyada-olmak (In-der-Welt-sein):

Dasein, boşlukta süzülen soyut bir akıl değildir. O her zaman diğer insanlarla, eşyalarla, araçlarla, dille ve kültürle örülü bir dünyanın içindedir. Biz dünyayı önce uzaktan bir laboratuvar nesnesi gibi izlemeyiz; onu kullanır, yaşar ve deneyimleriz. Dasein ve dünya birbirinden ayrılamaz.

2. Fırlatılmışlık (Geworfenheit):

Hiçbirimiz doğacağımız aileyi, zamanı, coğrafyayı, dili veya sosyo-ekonomik durumu seçmeyiz. Dünyaya kendi irademiz dışında, belirli tarihsel ve kültürel koşulların içine adeta “fırlatılmışızdır”. Dasein, hayata sıfırdan başlamaz; kendini bir anda içinde bulduğu bu verili zemin üzerinden hayatını inşa etmek zorundadır.

3. Kaygı / Dert Edinme (Sorge):

Dasein’ın dünyayla ilişkisi sadece nesneleri bilmekten ibaret değildir. Dasein sürekli olarak kendi varoluşunu, geçmişini, geleceğini ve etrafını “umursar”, “dert edinir”. Yaşamak, Dasein için kayıtsız kalınamayacak, daima ilgilenilmesi gereken bir meseledir.

4. Ölüme-doğru-olmak (Sein-zum-Tode):

Dasein sonlu bir varlıktır ve bir gün öleceğinin bilincinde olan tek canlıdır. Heidegger’e göre ölüm, hayatın sonundaki karanlık bir nokta veya dışarıdan gelen bir kaza değil, yaşamın her anını şekillendiren en kesin gerçektir. Ölüm, kimsenin bizim yerimize yaşayamayacağı en kişisel ihtimalimizdir. Hayatımıza aciliyet, ciddiyet ve anlam katan şey ölümlü olduğumuz bilgisidir.

5. “Herkesleşme” (Das Man) ve Sahicilik (Otantiklik):

Dasein çoğu zaman ölüm korkusu ve varoluşun ağırlığıyla (kaygı/Angst ile) yüzleşmekten kaçar. Gündelik hayatın içinde “diğerleri ne der” endişesiyle yaşamaya başlar. Çoğunluk nasıl yaşıyorsa öyle yaşar, ne düşünüyorsa öyle düşünür. Heidegger bu anonim kalabalığa “Herkes” (Das Man) der ve bu durumu sahici olmayan (inotantik) bir varoluş olarak tanımlar. Dasein ancak ölüm gerçeğiyle cesurca yüzleşip kalabalığın beklentilerinden sıyrılarak kendi hayatının sorumluluğunu eline aldığında sahici (otantik) bir varoluşa geçebilir.

Kısaca Özetlemek Gerekirse;

Dasein sabit özelliklere sahip donuk bir nesne veya biyolojik bir beden değildir; bir süreçtir. Dünyaya fırlatılmış, ölümlü olduğunu bilen, çevresiyle bağ kuran, sürekli seçimler yaparak kendini inşa eden ve var olmanın ne anlama geldiğini sorgulayan “insan olma tecrübesinin” felsefi adıdır.