Altın Kafesteki Kuşun Uykusu: Gerçekten Başarılı Mısınız, Yoksa Sadece “Uslu” Mu?

Birçoğumuz hayatımızı kariyer basamaklarını tırmanarak, iyi üniversiteler bitirerek, yeni unvanlar ve makamlar elde ederek geçiriyoruz. CV’miz uzadıkça özgürleştiğimizi, masamız büyüdükçe dünyayı daha fazla değiştirebileceğimizi sanıyoruz. Geriye dönüp baktığımızda gururla “Başardım!” diyoruz.

Peki sizi rahatsız edecek şu ihtimalle hiç yüzleştiniz mi: Ya tüm bu “başarı” sandığınız şeyler, aslında devasa bir bürokratik/kurumsal sistemin sizi gerçek dünyada risk almaktan alıkoymak için kullandığı birer “oyalama” taktiğiyse? Ya gücünüzü elinize aldığınızı sanırken, aslında sistemin sizi zararsız hale getirdiği steril bir odada kendi eylemsizliğinizle uyutuluyorsanız?

Aşağıdaki 7 soru, entelektüel uykumuzun otopsisidir. Kendinize karşı dürüst olma cesaretiniz varsa, gardınızı indirin ve aynaya bakın:

1. “Başarı” Sandığınız Şey, Aslında Ehlileştirilme Belgeniz Olabilir mi?

Gururla taşıdığınız o makamlar (Müdür, Başkan, Uzman, Danışman), gerçekten size dünyayı değiştirme gücü mü veriyor? Yoksa onlar, “Sadece bu sınırlar içinde konuşabilirsin, kurulu düzene itiraz edemezsin” diyen altından birer tasma mı? Unvanınız büyüdükçe risk alma ve itiraz etme cesaretinizin nasıl küçüldüğünü hiç fark ettiniz mi?

2. Koşu Bandında Yorulmak: Çok Meşgul Olmak, “İşe Yaramak” Demek midir?

Takviminiz toplantılarla dolu, sürekli raporlar yazıyor, projeler yetiştiriyorsunuz. Çok “meşgulsünüz”. Peki günün sonunda bu meşguliyetinizin dünyada kalıcı olarak neyi değiştirdiğini hiç ölçtünüz mü? “Aktif atalet” dediğimiz bu koşturmaca, sistemin sizi düşünmekten ve isyan etmekten alıkoymak için kullandığı yasal bir uyuşturucu olabilir mi?

3. Diplomalarınız Sizi Geliştiriyor mu, Yoksa Sahadan mı Kaçırıyor?

İkinci bir üniversite okumak, bitmek bilmeyen yüksek lisans ve doktoralar yapmak her zaman “gelişim” midir? Yoksa gerçek hayatta sahici bir sorumluluk almaktan, sahaya inip ellerinizi kirletmekten korktuğunuz için “Ben hala öğrenciyim” bahanesine sığındığınız prestijli bir kaçış psikolojisi mi?

4. “Kızağa Çekilmenin” Lüks Konforuna mı Teslim Oldunuz?

Birçok yetenekli zihin, icracı görevlerden alınıp “Müşavir, Başdanışman” gibi pasif ama kulağa hoş gelen makamlara atanır. İşin acı tarafı, birçoğu bununla gurur duyar! Devletin veya kurumun size uslu durmanız karşılığında tahsis ettiği bu konforlu eylemsizlik alanı, sizin zaferiniz mi yoksa sistemin sizi ustaca oyun dışına itmesi mi? Pasifize edilmeyi ne zamandır ödül sanıyorsunuz?

5. Entelektüel Kibir: Kendi Ataletinizi Görmenizi Engelliyor mu?

“Ben en iyi üniversiteden mezunum, sıradan biri değilim, ben ne yaptığımın farkındayım…” Eğer böyle düşünüyorsanız, sistem sizi can evinizden vurmuş demektir. Kişinin entelektüel kibri, kendi manipüle edilişini meşrulaştıran en kalın zırhtır. Kendi kafesiyle en çok gurur duyan kuş, tüyleri en parlak olan kuştur.

6. Unvanlarınızı Çıkardığımızda Geriye Kalan “Siz” Kimsiniz?

İsminizin önündeki o şaşalı etiketleri ve arkanızı yasladığınız o dev kurumun adını sildiğimizde geriye ne kalıyor? Çıplak aklınız, iki eliniz ve karakterinizle bu dünyada sıfırdan ne üretebilirsiniz? Kartviziti elinden alınan bir profesyonel kendini çırılçıplak ve savunmasız hissediyorsa, aslında o güne kadar kendisi olarak hiç var olmamış demektir.

7. Onay Beklemeden Gerçekte Neyi Değiştirebilirsiniz?

Sistemin onayına, bir yöneticinin imzasına, bürokratik bir izne veya bütçeye ihtiyaç duymadan; sadece kendi inisiyatifinizle ve sivil aklınızla bugüne kadar neyi değiştirdiniz? Unvanlarınız olmadan, sivil ve özgür iradenizle “bugün” ne yapacaksınız? Çünkü sahici bir eylem yoksa, geri kalan her şey sadece süslü bir gevezeliktir.