2025 Yılında Küresel Teknoloji Trendleri ve Gelişmeleri
Giriş: 2025 yılı, küresel teknoloji ekosisteminde dönüştürücü gelişmelerin yaşandığı bir dönüm noktası olmayı vaat ediyor. Pandemi sonrası hız kesmeyen dijitalleşme, yapay zekâdan kuantum hesaplamaya, beyin-bilgisayar arayüzlerinden robotik ve uzamsal hesaplamaya kadar pek çok alanda yenilikleri beraberinde getiriyor. Küresel ölçekte teknoloji harcamaları rekor seviyelere ulaşarak dijital ekonominin payını artırıyor (Gartner Forecasts Worldwide IT Spending to Grow 9.3% in 2025 | Business Wire) (Technology and IT spending 2025: drivers, trends, and data). Bu kapsamlı blog yazısında, 2025’e damga vurması beklenen başlıca teknoloji trendlerini, öne çıkan etkinlikleri ve girişimleri, ayrıca teknolojinin uluslararası kalkınmaya etkisini ele alacağız.
Teknoloji Harcamaları ve Dijital Ekonomi
Dünya genelinde teknoloji yatırımları 2025 yılında hız kazanıyor. Gartner’ın öngörüsüne göre 2025’te küresel bilişim teknolojileri (BT) harcamaları 5,74 trilyon ABD dolarına ulaşarak 2024’e kıyasla %9,3 artış gösterecek (Gartner Forecasts Worldwide IT Spending to Grow 9.3% in 2025 | Business Wire). Bu büyümenin itici güçleri arasında yazılım, bulut hizmetleri ve yapay zekâ altyapısına yapılan harcamalar öne çıkıyor. Özellikle yapay zekâ (AI) alanındaki gelişmeler, veri merkezlerine dolaylı yatırımları artırıyor. CIO’ların 2025 itibarıyla jeneratif AI projelerine deneme aşamasından gerçek dünya uygulamalarına doğru daha fazla bütçe ayırması bekleniyor (Gartner Forecasts Worldwide IT Spending to Grow 9.3% in 2025 | Business Wire).
Diğer yandan Forrester gibi araştırma şirketleri, dijital ekonominin küresel GSYİH içindeki payının yükseldiğine dikkat çekiyor. Tahminlere göre 2025’te teknoloji harcamaları yaklaşık 4,9 trilyon $ seviyesine ulaşarak dijital ekonominin dünya ekonomisindeki payını %17’ye yaklaştırabilir (Technology and IT spending 2025: drivers, trends, and data). Bu durum, teknoloji sektörünün ekonomik önemini artırırken büyük teknoloji oyuncularının gücünü de pekiştiriyor (Technology and IT spending 2025: drivers, trends, and data). Sonuç olarak işletmeler, rekabetçi kalabilmek için dijital dönüşüm yatırımlarını sürdürmek durumunda.
Not: Makro belirsizliklere rağmen küresel ölçekte dijitalleşmeye yatırım iştahı güçlü kalıyor. Şirketler yazılım modernizasyonu, buluta geçiş ve siber güvenlik gibi kritik alanlara bütçe ayırmaya devam ediyor (Technology and IT spending 2025: drivers, trends, and data). 2025 yılında bu eğilimin devam etmesi, inovasyonu tetikleyerek aşağıda bahsedeceğimiz tüm teknoloji trendlerinin hız kazanmasına zemin hazırlayacak.
Yapay Zekâ ve Makine Öğrenimi
(File:Artificial Intelligence, AI.jpg – Wikimedia Commons) 2025 yılında yapay zekâ, hemen her sektörün merkezinde yer alıyor. Giderek artan AI yatırımları, yeni iş modellerini ve kullanım senaryolarını mümkün kılıyor.
Yapay zekâ (AI), 2025’in en belirleyici teknolojilerinden biri olmaya devam ediyor. Son yıllarda özellikle jeneratif yapay zekâ alanında yaşanan patlama, 2024 boyunca iş dünyasını ve toplumu derinden etkiledi. OpenAI’ın ChatGPT modeliyle başlayan büyük dil modeli furyası, Google’ın PaLM ve Meta’nın Llama 2 gibi modelleriyle rekabetçi bir ekosistem yarattı. 2025’e girerken işletmeler artık yapay zekâyı deneysel projelerin ötesine taşıyıp gerçek üretim ortamlarına entegre etmeye başladı. Bir araştırmaya göre 2024 sonunda organizasyonların %44’ü AI projelerini pilot olarak denerken %10’u üretim ortamına başarıyla geçirmiş durumda (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai). Üst düzey yöneticiler arasında yapay zekâ kullanım oranı bir yılda %37’den %72’ye fırlayarak AI’ın iş stratejilerinde merkezî bir yer edindiğini gösteriyor (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai).
2025 yılında jeneratif AI uygulamalarının müşteri hizmetlerinden pazarlamaya, eğitimden tasarıma her alanda yaygınlaşması bekleniyor. Örneğin, AI destekli içerik üretimi, kişiselleştirilmiş pazarlama kampanyaları ve satışta akıllı öneri sistemleri şimdiden pek çok şirkette verimlilik artışı sağlıyor. McKinsey’in bir analizine göre jeneratif AI, küresel ekonomiye yıllık 6 ila 8 trilyon dolar arasında katkı potansiyeline sahip olabilir (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai). Bu muazzam etki beklentisi, AI yatırımlarının önümüzdeki yıllarda da hız kesmeden devam edeceğine işaret ediyor. Nitekim sadece büyük şirketler değil, AI alanındaki startup’lar da rekor fonlamalar elde ediyor – örneğin OpenAI rakibi Anthropic, 2023’te Amazon’dan 4 milyar dolarlık yatırım alarak “daha güvenli AI” geliştirme çalışmalarını hızlandırdı (Amazon to invest an additional $4 billion in AI startup Anthropic).
Yapay zekâ alanındaki bu hızlı ilerleme, yönetmelik ve etik boyutunu da gündeme taşıyor. 2025, AI düzenlemeleri açısından da kritik bir yıl olacak. Dünyanın ilk kapsamlı AI mevzuatı olan AB Yapay Zekâ Yasası (AI Act) 2024 sonunda kabul edildi ve 2025 Şubat ayından itibaren kademeli olarak uygulanmaya başlayacak (The EU’s AI Act Starts to Apply as of February 2, 2025). Bu yasa, AI sistemlerinin risk seviyelerine göre sınıflandırılmasını ve yüksek riskli uygulamalara sıkı denetimler getirilmesini öngörüyor. Benzer şekilde ABD’de sektör bazlı AI düzenleme adımları atılırken, Çin de derin öğrenme algoritmaları ve deepfake içeriklerine dair kurallar yayımladı. Bu gelişmeler, 2025’te AI etiği, veri gizliliği, şeffaflık ve sorumlu AI kullanımı konularının teknoloji gündeminde üst sıralarda olacağını gösteriyor.
Özetle, 2025 yılında yapay zekâ hem teknolojik gelişmelerin lokomotifi hem de regülasyon ve toplumsal tartışmaların merkezinde yer alacak. Generatif AI, özerk AI ajanları ve yapay genel zekâya (Artificial General Intelligence) doğru atılan adımlar yakından izlenirken; işletmeler AI’ı gerçek değer üreten bir araca dönüştürmek için altyapı yatırımlarını ve veri stratejilerini olgunlaştırmaya çalışacaklar (Gartner Forecasts Worldwide IT Spending to Grow 9.3% in 2025 | Business Wire). Beklenti ile gerçeklik arasındaki makasın kapanması ve yapay zekânın sağladığı faydaların somut şekilde görülmesi, bu dönemin en önemli çıktılarından biri olacak.
Kuantum Hesaplama
Kuantum bilişim, uzun yıllardır geleceğin teknolojisi olarak görülüyordu; 2025 itibarıyla bu gelecek iyiden iyiye şekillenmeye başlıyor. Birleşmiş Milletler, 2025 yılını Uluslararası Kuantum Bilimi ve Teknolojisi Yılı ilan ederek dünya genelinde kuantum inovasyonuna dikkat çekti (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality). Bugün itibarıyla 34 ülke ulusal kuantum programları yürütüyor ve küresel kuantum Ar-Ge yatırımları 55 milyar doları aşmış durumda – özellikle Çin ve Avrupa Birliği bu yarışta başı çekiyor (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality). Kuantum teknolojileri sadece kuramsal fizik laboratuvarlarının konusu olmaktan çıktı; iklim değişikliğiyle mücadeleden sağlıkta devrim yaratmaya kadar pek çok alanda çığır açıcı potansiyel barındırıyor (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality).
Donanım cephesinde, 2025 yılı önemli kilometre taşlarına sahne oluyor. Kubit (qubit) sayısını artırma ve hata düzeltme konularında büyük oyuncular birbiriyle yarış halinde. Örneğin IBM, modüler kuantum işlemcileri birbirine bağlayarak dünyanın en büyük kuantum bilgisayarını inşa etmeyi planladığını duyurdu. Hedefleri, mevcut en yüksek kubit sayısını üç kattan fazla artırmak – yani bir kaç bin kubit ölçeğine ulaşmak (IBM to Build World’s Largest Quantum Computer by 2025 – Archyde). Bu doğrultuda IBM, 2025’te ilk “kuantum-merkezli süper bilgisayarı” göstererek birden fazla kuantum çipi entegre eden sistemini çalıştırmayı amaçlıyor (). Benzer şekilde Google da süper iletken kubit tabanlı işlemcilerinde hata düzeltme konusunda kritik eşikleri aşıyor. 2024’te Google’ın araştırmacıları, yüzlerce fiziksel kubitten oluşan mantıksal bir kubiti stabilize ederek hata oranını her ölçeklemede yarıya indirmeyi başardıklarını rapor ettiler (Google and IBM Race to Fix Quantum Computing Errors – Gadget Insiders). Öte yandan IBM’in önerdiği yeni QLDPC kodlama tekniği, yüzlerce yerine sadece onlarca kubitle benzer hata düzeltme başarımı yakalamayı vaat ederek bu alanda rekabeti kızıştırdı (Google and IBM Race to Fix Quantum Computing Errors – Gadget Insiders).
(File:IQM Quantum Computers Design.jpg – Wikimedia Commons) Kuantum bilgisayarlarının tasarımı giderek olgunlaşıyor. Görselde Avrupa merkezli IQM firmasının süper iletken tabanlı kuantum bilgisayar tasarımı görülüyor.
Bu donanımsal atılımlar, kuantum üstünlüğü hedefine adım adım yaklaşıldığını gösteriyor. Nitekim bazı deneylerde kuantum çipleri, klasik süperbilgisayarların binlerce yılda çözemeyeceği problemleri dakikalar içinde çözerek yeteneklerini sergiledi. Ancak 2025 itibarıyla işin pratik boyutunda, kuantum bilgisayarlar halen belirli niş problemler dışında genel amaçlı kullanımda değiller. Hata düzeltme ve kubitleme ölçekleme zorlukları aşılmaya çalışılırken, kuantum bilgisayarları bulut üzerinden erişime açma trendi güçleniyor. IBM, Google, Microsoft ve Amazon gibi şirketler, kuantum işlemcilere bulut platformlarından erişim hizmeti sunarak araştırmacıların ve geliştiricilerin deney yapmasına olanak tanıyor. Bu sayede dünyanın dört bir yanındaki üniversiteler ve start-up’lar kuantum algoritmaları geliştirmeyi hızlandırıyor.
Kuantum alanındaki ilerlemelerin olası etkileri muazzam. Kimya simülasyonlarında kuantum bilgisayarlar yeni ilaç keşiflerini hızlandırabilir, karmaşık optimizasyon problemlerini çözerek lojistikten finansal modellere birçok sektörü etkileyebilir. Ancak bu güç, kriptografi alanında bir meydan okumayı da beraberinde getiriyor: Yeterince güçlü bir kuantum bilgisayar, günümüzün yaygın şifreleme yöntemlerini (RSA, ECC vb.) kırabilir. Bu risk nedeniyle 2025’te kurumlar kuantuma dayanıklı şifreleme algoritmalarına geçiş planları yapmaya başladılar (Quantum Computing Trends and Predictions 2025 From Industry Insiders). NIST, yeni kuantum güvenli algoritmaları standartlaştırırken, şirketler ve devletler kritik verilerini uzun vadede koruma altına almak için önlemler alıyor.
Uluslararası iş birliği de kuantumda önem kazanan bir konu. Avrupa’nın Quantum Flagship programı, ABD Enerji Bakanlığı’nın kuantum ağları inisiyatifleri, Çin’in kuantum uyduları gibi projeler, küresel ölçekte rekabet kadar ortak ilerlemeyi de teşvik ediyor. Birleşmiş Milletler’in kuantum ajandasının hedefi, sürdürülebilir kalkınma hedeflerine kuantum teknolojilerini dahil etmek ve tüm ülkelerin bu devrimden faydalanabilmesini sağlamak (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality).
Özetle, 2025 yılı kuantum hesaplamada laboratuvardan gerçek dünyaya geçişin hızlandığı bir dönem. Çok daha yüksek kubit kapasiteli makineler ufukta görünürken, bu güçten yararlanmak için gerekli yazılım, algoritma ve insan yetkinlikleri de gelişiyor. Kuantum bilgisayarların önümüzdeki birkaç yılda çözebileceği ilk somut problemler, teknolojinin kaderini belirleyecek. Şimdilik, beklenti yönetimi önemli: Kuantum çağı başlıyor olsa da klasik bilişimle bir süre daha yan yana ilerleyecek ve hibrit çözümler ortaya çıkacaktır.
Dijital Dönüşüm, Bulut ve IoT
Dijital dönüşüm, 2025 itibarıyla şirketlerin iş stratejisinin vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. COVID-19 pandemisiyle hız kazanan dijitalleşme süreci, pandemi sonrasında da ivmesini koruyarak kurumların operasyonlarını daha çevik, veriye dayalı ve otomasyona uygun hale getirmelerini sağlıyor. Bu kapsamda bulut bilişim, uç bilişim (edge) ve nesnelerin interneti (IoT) teknolojileri olgunluk düzeylerini artırarak yaygınlaşıyor.
2025 yılında bulut hizmetlerine yapılan harcamalar ciddi oranda büyümeye devam ediyor. Kurumlar, geleneksel veri merkezlerindeki uygulamalarını buluta taşıyarak ölçeklenebilirlik ve esneklik kazanıyor. Hibrit bulut ve çoklu bulut stratejileri benimsenerek farklı sağlayıcıların en iyi yönlerinden yararlanılıyor (örneğin, bir şirket kritik verilerini özel bulutta tutarken, müşteriyle etkileşime giren uygulamalarını kamu bulutunda çalıştırabiliyor). Bulut bilişim pazarı büyüklüğünün 2025’te yüz milyarlarca doları bulması bekleniyor. Bununla birlikte, gerçek zamanlı işlemler ve düşük gecikme gerektiren senaryolar için uç bilişim yatırımları artıyor. Fabrikalarda, perakende mağazalarında veya akıllı şehir altyapılarında veriyi kaynağında işleyerek anında tepki vermeyi mümkün kılan edge cihazları yaygınlaşıyor.
Nesnelerin İnterneti (IoT) alanında ise devasa bir büyüme söz konusu. Fabrika makinalarından evlerdeki cihazlara, şehir sensörlerinden giyilebilir teknolojilere kadar milyarlarca cihaz internete bağlanmış durumda. Güncel tahminlere göre 2025 yılında dünya genelinde 25 – 30 milyar arası IoT cihazı aktif olarak kullanılacak (Number of connected IoT devices growing 13% to 18.8 billion). (Önceki yıllardaki iyimser projeksiyonlar 2025’te 75 milyar gibi rakamlar verse de daha güncel veriler 27 milyar bandını işaret ediyor (Number of connected IoT devices growing 13% to 18.8 billion).) Bu IoT ekosistemi, toplanan büyük verinin analitiği ve makine öğrenimiyle birleşerek akıllı uygulamaları mümkün kılıyor. Örneğin, endüstride makinalara yerleştirilen sensörler sayesinde öngörücü bakım yapılabiliyor; cihaz arızaları gerçekleşmeden tespit edilip önlem alınıyor. Tarımda IoT tabanlı akıllı sulama sistemleri, toprağın nemini gerçek zamanlı izleyip sadece ihtiyaç kadar su kullanarak verimliliği artırıyor. Lojistik sektöründe takip cihazları, tedarik zinciri boyunca ürünlerin konum ve durum bilgisini anlık sağlayarak verim kayıplarını azaltıyor.
IoT’nin bu yayılımı beraberinde büyük veri ve yapay zekâ fırsatlarını da getiriyor. Milyarlarca sensörden gelen veriyi anlamlandırmak için bulut üzerinde gelişmiş analitik platformları kullanılıyor. 5G şebekelerinin dünya genelinde olgunlaşmasıyla, IoT cihazlarının yüksek bant genişliği ve düşük gecikme ihtiyacı daha iyi karşılanıyor. Artık birçok ülkede 5G kapsaması genişlerken, bazı Ar-Ge laboratuvarları 6G teknolojisi için ön hazırlıklara başladı bile – 2025’te 6G standardizasyonu üzerinde çalışmalara start verilerek 2030’lara doğru hayata geçmesi planlanıyor (What’s Coming at Mobile World Congress 2025: Highlights from Nothing …) (MWC 2025: The Biggest Smartphone Announcements – Analytics Insight).
Dijital dönüşüm aynı zamanda yazılım geliştirme süreçlerini de etkiliyor. Düşük kod / kodsuz (low-code/no-code) platformlar yaygınlaşarak teknik olmayan iş kullanıcılarının bile basit uygulamalar geliştirebilmesine imkân tanıyor. Bu, şirket içinde inovasyonu hızlandırırken BT ekiplerinin üzerindeki baskıyı bir nebze azaltıyor. Örneğin, bir pazarlama departmanı çalışanı, sürükle-bırak arayüzlerle kendi müşteri anket uygulamasını hazırlayabiliyor veya bir operasyon yöneticisi, kod yazmadan iş akışlarını otomatikleştirebiliyor.
Dijital ikiz (digital twin) teknolojileri de 2025’te daha fazla sektörde benimsenecek. Karmaşık fiziksel sistemlerin (bir fabrikanın, bir jet motorunun veya şehir altyapısının) dijital kopyaları oluşturularak simülasyonlar yapılabiliyor. Bu sayede bakım planlamasından ürün tasarımına kadar pek çok alanda önceden test ve optimizasyon mümkün oluyor. Örneğin, bir akıllı şehir projesinde trafik akışı veya enerji tüketimi dijital ikiz üzerinde modellenerek ideal senaryolar saptanabiliyor.
Elbette dijital dönüşümün getirdiği bazı zorluklar da söz konusu. Siber güvenlik riskleri dijitalleşme arttıkça büyüyor; IoT cihazlarının güvenliği, bulut sistemlerindeki veri mahremiyeti gibi konular titizlikle yönetilmeli. 2025’te kurumlar Zero Trust (Sıfır Güven) mimarilerini benimseyerek ağlarındaki her erişimi sürekli doğrulama ve izleme yaklaşımlarını güçlendiriyor (Number of connected IoT devices growing 13% to 18.8 billion). Ayrıca dijitalleşmenin sürdürülebilir şekilde yapılması, yani yeşil BT prensiplerine uygun ilerlenmesi önem kazanıyor. Verimerkezlerinin enerji tüketimi, e-atıkların azaltılması gibi konular şirketlerin kurumsal sorumluluk ajandalarında üst sıralara çıkmış durumda.
Özetle, 2025 yılında dijital dönüşüm “yeni normal” halini almıştır. Bulut, IoT ve yapay zekâ üçlüsü, hemen her sektörde iş yapış biçimlerini değiştiriyor. Bu dönüşüm sayesinde şirketler daha verimli operasyonlar, daha iyi müşteri deneyimleri ve yeni dijital ürün/hizmetler ortaya koyabiliyorlar. Dijitalleşmeye ayak uyduramayanlar ise rekabette geri kalma riskiyle karşı karşıya. Dolayısıyla, teknoloji trendlerinin tüm ihtişamının altında, temel olarak dijital dönüşüm hikâyesi yatıyor: Kurumların ve toplumların dijitali kucaklayarak daha bağlantılı, verimli ve veri odaklı hale gelme çabası.
Beyin-Bilgisayar Arayüzleri (BCI)
Beyin ile bilgisayar arasında doğrudan iletişim kurma fikri, uzun yıllar bilim kurgu gibi görünse de 2025 itibarıyla beyin-bilgisayar arayüzleri (Brain-Computer Interface – BCI) alanı somut ilerlemeler kaydetmiş durumda. Özellikle felçli veya ALS gibi nörolojik rahatsızlıkları olan hastaların iletişim kurmasını ve çevrelerini kontrol etmesini sağlama potansiyeli, bu teknolojiyi sağlık teknolojilerinin ön saflarına taşıyor. Son dönemde Elon Musk’ın Neuralink girişimiyle kamuoyunun gündemine gelen BCI’lar, aslında dünya genelinde birçok araştırma laboratuvarı ve şirketin üzerinde çalıştığı bir alan.
2023 yılı, BCI teknolojisinde bir dönüm noktası oldu: Neuralink firması ABD Gıda ve İlaç Dairesi’nden (FDA) insanlı klinik denemeler için onay aldı ve ilk gönüllü hastalara beyin çipi implantasyonuna başladı. 2024 sonunda Neuralink, üç hastaya kalınlıkları insan saçından ince elektrot dizileri içeren çiplerini başarıyla yerleştirdiğini duyurdu (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Şirketin kurucusu Elon Musk, bu hastaların implantları sorunsuz kullandığını ve 2025 içinde 20-30 yeni hasta üzerinde daha benzer operasyonlar yapmayı hedeflediklerini açıkladı (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Nitekim Neuralink’in halihazırda implant takılan bir hastası, omurilik felci nedeniyle hareket edememesine rağmen düşünce gücüyle video oyunu oynayıp 3D modelleme yapmayı öğrenmiş durumda (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Başka bir hasta ise düşünce yoluyla dijital satranç oynayabiliyor (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Bu örnekler, BCI teknolojisinin felçli bireylere kaybettikleri bazı yetileri geri kazandırmada ne denli çığır açıcı olabileceğini gösteriyor.
Neuralink medya ilgisini toplasa da bu alanda tek aktör değil. Dünya genelinde 45’ten fazla klinik BCI denemesi hâlihazırda devam ediyor (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Örneğin ABD merkezli Synchron şirketi, beyne invaziv cerrahi gerekmeden damar yoluyla yerleştirilen bir BCI cihazını bazı ALS hastalarına uyguladı ve hastaların sadece zihinsel komutlarla yazı yazabildiğini gösterdi. Blackrock Neurotech gibi firmalar ise omurilik sakatlığı olan bireylerin robotik kolları zihin gücüyle kontrol etmesi üzerine çalışıyor. Üniversite laboratuvarlarında non-invaziv yöntemlerle (EEG başlıkları vb.) beyin sinyallerini kullanarak bilgisayar imleci hareket ettirme, basit cümleler kurma gibi başarılar elde ediliyor.
Beyin-bilgisayar arayüzleri sadece medikal değil, uzun vadede tüketici teknolojileri için de ufuk açıcı olabilir. Artırılmış insan konsepti kapsamında ileride sağlıklı bireylerin de hafıza arttırma, doğrudan düşünceyle cihaz kontrolü gibi amaçlarla BCI kullanabileceği konuşuluyor. Ancak bu tür kullanım senaryoları teknik ve etik açıdan henüz emekleme aşamasında. Şu an için odak, paralizi gidermek, duyma-görme engellerini aşmak veya Parkinson, epilepsi gibi hastalıklara çare bulmak üzere nöroteknoloji uygulamaları geliştirmekte.
2025 yılında BCI alanının önündeki bazı zorluklar da devam ediyor. Öncelikle, kafatası içine yerleştirilen invaziv cihazların güvenliği ve uzun vadeli biyouyumluluğu titizlikle izlenmeli. Enfeksiyon riski, cihazın zamanla performans kaybı, beyin dokusuna olası zararlar gibi konular araştırılıyor. Bu yüzden Neuralink gibi firmalar, elektrot ipliklerini mümkün olduğunca esnek ve biyouyumlu yapmaya çalışıyor. Ayrıca kablosuz iletişim, pil ömrü gibi mühendislik meseleleri çözülüyor – nitekim Neuralink’in son nesil implantları daha yüksek bant genişlikli kablosuz veri iletişimi ve şarj edilebilir pil ile önceki prototiplerine göre geliştirilmiş durumda (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday).
Diğer yandan etik ve mahremiyet tartışmaları da yavaş yavaş şekilleniyor. Beyin sinyallerinin kaydedilip çözümlenmesi, düşünce mahremiyeti kavramını gündeme getiriyor. Bilim insanları, BCI teknolojilerinin zihin okuma aracı değil, kullanıcının açık onayıyla çalışan birer protez olduğu konusunda vurgular yapıyor. Yine de gelecekte teknolojinin ilerlemesiyle ortaya çıkabilecek etik ikilemlere (örneğin, adli alanda BCI kullanımı veya hacker’ların bir BCI cihazını hedef alması gibi) şimdiden hazırlıklı olmak gerekiyor.
Özetle, beyin-bilgisayar arayüzleri 2025’te laboratuvardan klinik ortama geçen ve umut vaat eden bir teknoloji konumunda. İlk uygulamalar felçli bireylerin hayat kalitesini artırmaya odaklanırken, önümüzdeki yıllarda hem tıbbi hem de ticari alanda yeni BCI çözümlerini görmeyi bekleyebiliriz. İleride bir gün, düşüncelerimizle bilgisayarları kontrol etmek sıradan bir yetenek haline gelirse, 2020’lerin ortasında yapılan bu öncü çalışmaların bunda payı büyük olacak.
Robotik ve Otomasyon
Robotik, 2025 yılında üretimden hizmet sektörüne, sağlık hizmetlerinden ev yaşamına kadar geniş bir yelpazede etkisini artırarak ilerliyor. Endüstriyel robotlar uzun zamandır fabrikalarda kullanılıyor olsa da, son yıllarda yapay zekâ ve algılama teknolojilerindeki gelişmeler robotların çok daha yetenekli ve esnek hale gelmesini sağladı. Artık robotlar sadece önceden programlanmış rutin işleri değil, çevrelerini algılayıp karar vermeyi gerektiren daha karmaşık görevleri de üstlenmeye başlıyorlar.
Öncelikle endüstriyel robotlar cephesine bakalım: Uluslararası Robotik Federasyonu (IFR) verilerine göre 2023 yılında dünya genelinde fabrikalarda 4,28 milyon endüstriyel robot operasyonel durumda, bu sayı önceki yıla göre %10’luk bir artışa denk geliyor (Record of 4 Million Robots in Factories Worldwide). Aynı yıl içinde yeni robot kurulumu sayısı üst üste üçüncü kez yarım milyon bandını aşarak 541 bin adede ulaştı (Record 4 Million Robots on Factory Floors Worldwide). Bu rakam, 2022’de kırılan tarihi rekorun sadece %2 altında ve endüstri genelinde robotik yatırım iştahının yüksek seyrettiğini gösteriyor (Record 4 Million Robots on Factory Floors Worldwide). Özellikle Asya bölgesi, yeni robot kurulumlarının %70’ini tek başına gerçekleştirdi – Çin’in başı çektiği Asya’da otomasyon yatırımları tüm zamanların en yüksek seviyesinde (Record 4 Million Robots in Factories Worldwide – ifr.org). Avrupa %17 ile ikinci sırada gelirken, Amerika kıtası %10 ile üçüncü oldu (Record 4 Million Robots in Factories Worldwide – ifr.org). Bu bölgelerde otomotiv, elektronik ve metal sanayi gibi sektörler robot kullanımının lokomotifi konumunda. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler de rekabet güçlerini artırmak için fabrikalarını robotlarla donatma çabasında.
Endüstriyel robotlardaki yaygınlaşmanın yanı sıra, işbirlikçi robotlar (cobot) da KOBİ’ler ve farklı sektörlerce benimsendi. Cobot’lar, insanlarla yan yana güvenle çalışabilecek şekilde tasarlanmış, nispeten daha küçük ve esnek robotlardır. 2025’te üretim hatlarında, montaj istasyonlarında veya depo lojistiğinde cobot kullanımının arttığını görüyoruz. Bu robotlar tekrarlayan işleri devralırken, insanlar daha karmaşık ve yaratıcı görevlere odaklanabiliyor. Örneğin bir cobot, fabrikada işçilere parça uzatarak ya da hafif montaj işlemlerini gerçekleştirerek insan-robot işbirliğini mümkün kılıyor.
Hizmet robotları alanında ise gerçek bir dönüşüm yaşanıyor. Özellikle pandemi döneminde temassız hizmete duyulan ihtiyaç, hastanelerde ve otellerde servis robotlarının kullanımını hızlandırdı. 2025 itibarıyla otelcilik sektöründe oda servisi yapan, resepsiyonda basit işlemleri halleden veya temizlik yapan robotlar pek çok yerde test ediliyor. Pazar araştırmalarına göre, yalnızca otel sektörü için robotik pazarının 2020’de 79 milyon $’dan 2025’te 338 milyon $’a büyüyeceği öngörülüyor (yıllık bileşik büyüme oranı %33 civarında) (How Hotels are Using Robots to Reduce Costs, Improve Operations and …). Bu sadece bir örnek; market raflarını kontrol eden perakende robotları, kargo taşıyan depo robotları, tarımda otonom hasat araçları gibi sayısız uygulama hayat buluyor. Özellikle e-ticaret patlamasıyla birlikte ambar ve depo otomasyonu büyük önem kazandı – Amazon gibi şirketler onbinlerce otonom depo robotu kullanarak sipariş toplama ve paketleme hızını arttırdı.
Robotik dendiğinde artık sadece mekanik kolları değil, insansı robotları da konuşur olduk. 2023’te Tesla, Optimus adını verdiği insansı robot prototipini tanıttı ve 2025 gibi erken bir tarihte kendi fabrikalarında binlerce adet üretip kullanmaya başlamayı hedeflediklerini açıkladı (Visualizing the Current Generation of Humanoid Robots). Optimus robotu yaklaşık insan boyutlarında, iki ayak üzerinde yürüyebilen ve temel işleri yapabilmesi tasarlanan bir genel amaçlı robot olarak geliştiriliyor. Tesla’nın planlarına göre 2026’da seri üretime geçerek yılda on binlerce, hatta ileride yüz binlerce adet robot üretebilecek altyapı kurulacak (Visualizing the Current Generation of Humanoid Robots). Benzer şekilde birçok startup da insansı veya hayvansı (dört ayaklı) robot prototiplerini piyasaya sürüyor. Boston Dynamics firmasının Atlas adlı insansı robotu ve Spot adlı dört ayaklı robotu, sosyal medyada yayınlanan videolarda gösterdikleri akrobasi ve hareket kabiliyeti ile herkesin dikkatini çekmişti. 2024’te Boston Dynamics, Atlas’ın yeni nesil versiyonunu tanıtarak lojistik ortamlarda kutu taşıma gibi pratik işleri otonom yapabildiğini sergiledi (Visualizing the Current Generation of Humanoid Robots). Agility Robotics’in Digit adını verdiği iki ayaklı robotu depo içi taşıma işlerinde kullanıma hazırlanıyor ve seri üretim için robot fabrikası kuruldu. Bu gelişmeler, önümüzdeki yıllarda genel amaçlı işçi robotlar kavramının gerçekliğe yaklaşabileceğini gösteriyor.
(File:Optimus Tesla.jpg – Wikimedia Commons) Tesla’nın geliştirdiği Optimus insansı robot prototipi (2023). Şirket, 2025’ten itibaren bu robotları fabrikalarında kullanmayı planlıyor.
Robotik alanındaki ilerlemeler büyük fırsatlar sunsa da bazı meydan okumaları da beraberinde getiriyor. Bunların başında istihdam etkisi ve beceri dönüşümü geliyor. Tekrarlı ve fiziksel işleri robotlar devraldıkça, insan işgücünün daha yaratıcı ve denetleyici rollere kayması gerekecek. Tarihsel olarak otomasyon yeni iş alanları yaratmış olsa da, kısa vadede belirli sektörlerde iş kayıpları yaşanabileceğine dair kaygılar var. Bu nedenle 2025’te şirketler çalışanlarını yeniden eğitme (reskilling) programlarına önem veriyor, hükümetler de politikalarını buna göre şekillendiriyor.
Ayrıca robotların toplum içinde daha görünür hale gelmesi, regülasyon ve güvenlik konularını gündeme getiriyor. Otonom araçlar ve dronelar için halihazırda düzenleyici çerçeveler geliştirilirken, kamusal alanlarda insanlarla etkileşime giren robotlar için standartlar belirlenmesi gerekebilir. Robotik etiği, yapay zekâ ile donatılmış robotların karar mekanizmaları, olası kazalarda sorumluluk gibi konular da tartışılıyor.
Son olarak, insan-robot etkileşimi (HRI) tasarımı önem kazanıyor. Robotların insanlar tarafından benimsenmesi için güven vermesi, kullanımlarının kolay anlaşılır olması gerekiyor. Bu yüzden robotik tasarımcıları bir yandan sağlam ve fonksiyonel makineler üretirken, bir yandan da kullanıcı deneyimi ve sosyal kabul üzerine çalışıyor.
Genel tabloya baktığımızda, 2025 yılında robotik ve otomasyon teknolojileri ekonomide verimliliği artıran, tehlikeli veya sıkıcı işleri devralan, yaşam kalitesini yükselten araçlar haline geliyor. Akıllı fabrikalar tamamen entegre robot hatlarıyla üretim yapıyor, akıllı şehirlerde otonom servis araçları dolaşıyor, hastanelerde ilaç dağıtan veya dezenfeksiyon yapan robotlar görev alıyor. Bütün bunlar, insanlığın fiziksel dünyayı dönüştürme biçiminde köklü değişiklikler anlamına geliyor. “Robotlarla birlikte yaşamak” konsepti, 2025 ve sonrasında giderek daha doğal karşılanacak bir olgu haline gelecek.
Uzamsal Hesaplama (AR/VR ve Metaverse)
Uzamsal hesaplama, dijital içerik ile fiziksel dünyayı bir araya getiren teknolojileri ifade ediyor ve 2025’te bu alan önemli bir evrimden geçiyor. Artırılmış gerçeklik (AR), sanal gerçeklik (VR) ve karma gerçeklik (MR) gibi teknolojiler, geçtiğimiz yıllarda “metaverse” kavramı etrafında büyük bir beklenti yaratmıştı. 2025’e geldiğimizde bu beklentiler biraz daha gerçekçi kullanım senaryolarına evrilmiş durumda. Metaverse hala uzun vadeli bir vizyon olarak varlığını korusa da, bugünün odak noktası daha somut AR/VR uygulamaları ve uzamsal bilgisayar deneyimleri.
Bu dönüşümün fitilini ateşleyen gelişmelerden biri, hiç şüphesiz Apple’ın 2023’te duyurduğu Vision Pro cihazı oldu. Apple Vision Pro, şirketin “ilk uzamsal bilgisayarı” olarak lanse edildi ve kullanıcıların dijital içerikleri gerçek dünyayla iç içe deneyimlemesini hedefliyor (Apple Vision Pro: The Future Of Spatial Computing Hinges On Its Real-World Impact – AppleMagazine). 2024’te sınırlı bir piyasaya sürümün ardından, 2025’te Vision Pro’nun daha yaygın bir kitleye ulaşması bekleniyor. Bu cihaz; el, göz ve ses ile doğal etkileşim, yüksek çözünürlüklü karma gerçeklik görüntülemesi ve güçlü bir hesaplama platformu sunarak AR/VR dünyasında standartları yükseltti. Apple’ın bu alana girişi, uzun zamandır beklenen artırılmış gerçeklik gözlüklerinin sonunda ana akıma yakınlaşabileceğinin sinyalini verdi. Vision Pro her ne kadar oldukça yüksek bir fiyat etiketine sahip olsa da, endüstriye getirdiği hareketlilikle pek çok rakip firma da kendi yeniliklerini hızlandırdı. Örneğin Meta (Facebook), 2023 sonunda çıkardığı Meta Quest 3 başlığıyla daha uygun fiyatlı bir karma gerçeklik deneyimi sunarken, 2025 için halef model ve belki ileride tam AR gözlük prototipleri üzerine çalışıyor.
Uzamsal hesaplamanın iş dünyasına ve profesyonel kullanıma etkisi de artıyor. Artık AR gözlükleri sadece oyun veya eğlence için değil, tasarım, mühendislik, eğitim ve sağlık gibi alanlarda verimlilik aracı olarak değerlendiriliyor. Örneğin, bir uçak üreticisinde teknisyenler AR gözlük sayesinde bakım yapılacak parçanın dijital talimatlarını gerçek nesnenin üzerinde görebiliyor; elleri serbest bir şekilde çalışırken doğru adımları takip ediyor. Mimarlık ve inşaat projelerinde VR gözlüklerle tasarımlar içine girip sanal turlar yapmak, hataları henüz kağıt üzerindeyken tespit etmek mümkün oluyor. Sanal toplantılar ve işbirliği uygulamaları da gelişiyor – coğrafi olarak dağılmış ekipler, VR ortamlarında aynı odadaymış gibi etkileşim kurabiliyor, 3D modeller üzerinde birlikte çalışabiliyor.
Tüketici tarafında ise oyun ve eğlence VR/AR’ın halen en güçlü kullanımı. 2025’te VR oyun ekosistemi daha zengin hale geldi; çok oyunculu sanal dünya deneyimleri, fitness amaçlı VR uygulamaları (örneğin VR gözlükle sanal boks antrenmanı yapmak) popülerlik kazandı. Sinema endüstrisi de yavaş yavaş interaktif VR filmler ve deneyimler üretmeye başlıyor. Sosyal VR platformları, arkadaşların sanal ortamlarda buluşup etkinlikler yapabildiği ortamlar sunuyor. Öte yandan tamamen sanal dünyalardan ziyade, artırılmış gerçeklikle zenginleştirilmiş gerçek dünya deneyimleri daha fazla ilgi görüyor. Özellikle mobil cihazların AR yetenekleri (telefon kameralarıyla lens efektleri, Pokemon Go gibi AR oyunları) kitlelere ulaşan örnekler. Ancak bunların ötesinde, gözlük formunda sürekli AR deneyimi hedefleniyor.
Donanım tarafında hafif AR gözlükleri geliştirmek hala bir mühendislik meydan okuması olarak duruyor. Vision Pro gibi güçlü cihazlar biraz hantal ve pahalı; Google Glass gibi hafif cihazlar ise sınırlı yeteneklere sahipti. 2025’e yaklaşırken birkaç startup ve büyük üretici, normal gözlüğe yakın form faktörde prototipler sergilemeye başladı. Örneğin, Xiaomi ve Oppo gibi firmalar konsept AR gözlüklerini tanıttı; Lenovo ve Microsoft, kurumsal kullanım için endüstriyel AR başlıklarını güncelledi. Bu alanda kaydedilecek ilerlemeler, uzamsal bilişimin yaygınlaşmasında kritik rol oynayacak.
Metaverse kavramına ayrı bir parantez açarsak: 2021-2022’deki abartılı beklentilerin ardından, 2025’te daha ölçülü bir yaklaşım benimsendiğini söyleyebiliriz. Metaverse’ün bir gecede hayatımızı değiştiren tek bir platform olarak gelmeyeceği, bunun yerine AR/VR uygulamalarının kademeli evrimiyle ortaya çıkacağı anlaşıldı. Meta gibi şirketler Horizon Worlds platformunu geliştirmeye devam etse de kullanıcı ilgisini çekmekte zorlanıyorlardı. Şimdi odak noktası, birbiriyle bağlantılı sanal deneyimler ve içerik standartları oluşturmak. Metaverse Standartları Forumu gibi oluşumlar, farklı şirketlerin AR/VR içeriklerinde birlikte çalışabilir formatlar kullanması için işbirliği yapıyor.
Tüm bunlar yaşanırken, uzamsal hesaplamanın ekonomik boyutu da büyüyor. Yapılan analizlere göre 2024’te küresel AR/VR pazarı yaklaşık 60 milyar $ gelir üretti ve 2025’te bunun 80-100 milyar $ bandına yaklaşacağı tahmin ediliyor (AR & VR – Worldwide | Statista Market Forecast) (AR/VR Industry Trends & Predictions for 2025 – euphoriaxr.com). Uygulamaların çeşitlenmesiyle birlikte donanım satışları, yazılım lisansları, içerik pazarı ve reklamcılık gibi alanlar da bu ekosisteme entegre oluyor. Örneğin, sanal konserler ve etkinlikler için bilet satışları yeni bir gelir kapısı haline geldi; markalar AR filtreleri ve sanal ürünlerle pazarlama yapıyor.
Uzamsal hesaplamanın yaygınlaşmasının önünde hala bazı engeller var: Kullanıcı deneyiminin geliştirilmesi (bulantı yapmayan, uzun süre rahat kullanılan cihazlar), fiyat bariyeri (yüksek maliyetlerin düşmesi) ve içerik eksikliği (insanların cihazı almak için cazip uygulamaların sınırlı olması) en önemlileri. 2025’te bu alanlarda ilerleme kaydediliyor olsa da, uzamsal teknolojilerin akıllı telefon kadar vazgeçilmez hale gelmesi için muhtemelen birkaç yıla daha ihtiyaç var.
Genel olarak, uzamsal hesaplama 2025 yılında “geleceğin arayüzü” olma yolunda sağlam adımlarla ilerliyor. Dijital ile fiziksel dünyaların iç içe geçtiği deneyimler artarak hayatımızın parçası olacak. Önümüzdeki dönemde, gözlüğümüzü taktığımızda gerçek dünya etrafımız dijital bilgilerle zenginleşecek; ofiste monitör yerine sanal ekranlar kullanabileceğiz; arkadaşımızla farklı ülkelerde olsak da aynı odadaymış gibi satranç oynayabileceğiz. Bu geleceğin temel taşları, bugünden döşenmeye başlanmış durumda.
2025’te Öne Çıkan Teknoloji Etkinlikleri
Teknoloji dünyasının nabzını tutan büyük etkinlikler ve fuarlar, 2025 yılında da önemli lansmanlara ve tartışmalara sahne oluyor. CES 2025 (Consumer Electronics Show), her yıl Ocak ayında Las Vegas’ta düzenlenen dünyanın en büyük elektronik fuarı olarak yılın trendlerine yön verdi. 2025’te CES’in ana temaları yapay zekâ entegrasyonu, sürdürülebilir teknolojiler ve sağlık teknolojileri idi (Insight of the Day: CES 2025 highlights: What we’ve seen so far). Fuarda neredeyse her cihaz ve uygulamada AI kabiliyetlerinin vurgulandığı görüldü – buzdolaplarından otomobillere kadar tüketici ürünleri yapay zekâ ile “akıllanmış” haldeydi. Örneğin, yeni nesil televizyonlar ve akıllı ev aletleri kullanıcı alışkanlıklarını öğrenip tahminler yapabiliyor, kişiselleştirilmiş öneriler sunuyordu. CES 2025 ayrıca yeşil teknoloji hamlelerine de vitrin oldu; pek çok firma karbon ayakizini azaltan ürünlerini tanıttı, geri dönüştürülebilir malzemelerden yapılmış cihazlar sergiledi (6 of the biggest tech trends from CES 2025 – Curzio Research). Enerji verimli pil teknolojileri, güneş enerjisiyle çalışan yenilikçi cihazlar ve elektrikli araçlar fuarın ilgi çeken konularındandı.
CES 2025’in ilginç tanıtımlarından birini NVIDIA’nın CEO’su Jensen Huang gerçekleştirdi. Huang, 90 dakikalık açılış konuşmasında yeni nesil oyun teknolojilerini, otonom araç beyinlerini ve “ajanik AI” dediği konsepti anlattı (Highlights From CES 2025 In Green Tech, AI, Robots, Health And More). NVIDIA, yapay zekâ ve grafik işlem gücünü birleştiren çözümleriyle hem oyun dünyasına hem de endüstriyel simülasyonlara dair bir vizyon çizdi. Fuarda ayrıca sıra dışı ürün konseptleri de vardı – örneğin havayı temizleyen ev bitkisi robotları, ortam gürültüsünü aktif olarak yok eden akıllı mobilyalar, hatta evcil hayvanlar için interaktif VR oyun düzenekleri gibi yaratıcı fikirler ziyaretçilerin dikkatini çekti (Insight of the Day: CES 2025 highlights: What we’ve seen so far). Bu çeşitlilik, CES’in sadece elektronik değil, yaşam tarzı trendlerine de ışık tuttuğunu gösteriyor.
Yılın bir diğer önemli etkinliği, mobil teknoloji dünyasının buluşma noktası olan MWC 2025 (Mobile World Congress) oldu. Mart başında Barselona’da gerçekleştirilen MWC 2025’te mobil cihazlar, telekomünikasyon ve kablosuz teknolojiler alanındaki yenilikler görücüye çıktı. 5G’nin geniş çaplı dağıtımı artık tamamlanmaya yakınken, fuarda 5G-Advanced ve ilk 6G araştırmaları dile getirildi (What’s Coming at Mobile World Congress 2025: Highlights from Nothing …) (MWC 2025: The Biggest Smartphone Announcements – Analytics Insight). Qualcomm, 6G konusunda Ar-Ge planlarını duyururken, Samsung ve Ericsson gibi şirketler 6G vizyonlarını paylaştı. Tabii akıllı telefon lansmanları MWC’nin gözbebeği olmaya devam ediyor; 2025’te önde gelen üreticiler yapay zekâ yetenekleriyle donatılmış yeni amiral gemisi telefonlarını tanıttılar. Özellikle AI destekli mobil işlemciler dikkat çekti – cihaz içindeki sinir ağı işlem birimleri sayesinde telefonlar artık çevrimdışı da karmaşık AI işlemleri yapabiliyor (görüntü tanıma, dil çevirisi vb.). Xiaomi gibi markalar arayüzlerine ChatGPT-benzeri akıllı asistanlar entegre etti (MWC 2025: The Biggest Smartphone Announcements – Analytics Insight). Bir diğer gündem, uydu bağlantılı akıllı telefonlardı; acil durumlar için doğrudan uyduya mesaj gönderebilen cihazlar artık lüks segmentten orta segmente inmeye başladı.
2025 ayrıca Dünya Fuarı (Expo 2025) etkinliğine de ev sahipliği yapıyor. Japonya’nın Osaka kentinde Nisan 2025’te başlayan Expo 2025, “Yaşamamız İçin Geleceğin Toplumunu Tasarlamak” temasıyla teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı bir sergi sunuyor. Dünya Fuarı’nda ülkeler kendi pavilyonlarında gelecek vizyonlarını sergiliyorlar. Örneğin, Expo’da sağlık teknolojileri, temiz enerji, akıllı şehirler ve geleneksel kültürlerin teknolojiyle harmanı gibi konular öne çıkıyor. Geleceğin akıllı ev konseptleri, uçan arabalar, evrensel çeviri yapabilen cihazlar gibi ilginç prototipler fuar ziyaretçilerine sunuluyor. Expo 2025, yalnızca teknoloji odaklı değil, aynı zamanda sosyal inovasyon ve kültürel paylaşımı da merkezine alan bir etkinlik. Bu yönüyle, teknolojinin uluslararası işbirliği ve küresel kalkınma için nasıl kullanabileceğine dair ipuçları veriyor.
Yıl içinde düzenlenen pek çok konferans ve zirve de, teknoloji politikalarına ve felsefesine yön verdi. Dünya Yapay Zekâ Zirvesi ve Küresel AI Yönetişimi Forumu gibi etkinliklerde uzmanlar, yapay zekânın topluma etkilerini, etik çerçevesini ve düzenlemelerini tartıştılar. Özellikle hızlı AI gelişiminin getirdiği riskler ve fırsatlar masaya yatırıldı. Web Summit 2025, Avrupa’nın en büyük teknoloji buluşmalarından biri olarak Lizbon’da gerçekleşti ve start-up ekosistemine dair heyecan verici projeler tanıtıldı. SXSW 2025 (South by Southwest) ise teknoloji ile yaratıcı endüstrileri buluşturan farklı yaklaşımıyla metaverse deneyimleri, NFT’lerin yeni uygulamaları ve dijital sanat alanlarında ilham verici panellere sahne oldu.
Ayrıca 2025, uzay teknolojilerinde de önemli gelişmeler içeriyor. NASA, Artemis programı kapsamında insanoğlunu yeniden Ay’a götürmeye hazırlanırken (Artemis III görevinin takvimi 2025 sonrasına sarksa da hazırlıklar yoğunlaşmış durumda), SpaceX ve Blue Origin gibi şirketler özel uzay uçuşlarında ilerleme kaydettiler. Uydu interneti projeleri (Starlink, OneWeb vb.) sayesinde yüzlerce yeni uydu yörüngeye oturtuldu ve dünyanın dört bir yanına internet bağlantısı sağlama hedefine yaklaşıldı. Bu gelişmeler hem telekomünikasyon hem de uzay bilişim sektöründe yeni ufuklar açıyor.
Genel olarak, 2025’teki teknoloji etkinlikleri hem yeni ürün ve hizmetlerin lansman sahnesi hem de geleceğin tartışma platformu işlevi gördü. Bu etkinliklerde çizilen vizyonlar ve sergilenen yenilikler, yıl boyunca ve ötesinde teknoloji gündemini şekillendirmeye devam edecek.
Yükselen Girişimler ve İnovasyonlar
Teknoloji dünyasında start-up’lar ve yeni girişimler, yenilikçiliğin ve değişimin motoru olmaya 2025’te de devam ediyor. Giderek hızlanan dijitalleşme, pek çok alanda yıkıcı (disruptive) fikirlere ve bunları hayata geçiren çevik girişimlere fırsat sunuyor. Bu bölümde, 2025 yılında dikkat çeken bazı yükselen teknoloji girişimlerinden ve genel start-up ekosistemi trendlerinden bahsedeceğiz.
Öncelikle yapay zekâ alanı, start-up’lar için belki de en verimli toprak oldu. OpenAI’ın başarısı, yatırımcıların yapay zekâ girişimlerine akın etmesine yol açtı. Anthropic, Cohere, Adept AI gibi büyük dil modelleri ve generatif AI üzerine çalışan start-up’lar 2024 içerisinde yüz milyonlarca dolarlık yatırımlar topladılar. Özellikle Anthropic’in Amazon’dan aldığı 4 milyar $ yatırım ve Google’ın desteklediği Runway gibi girişimlerin hızla unicorn (1 milyar $ değerleme) olması, bu alanın ne denli gözde olduğunun göstergesi (Amazon to invest an additional $4 billion in AI startup Anthropic). Avrupa’da da benzer bir hareketlilik var; Paris merkezli Mistral AI henüz kurulduktan haftalar sonra 2023’te 105 milyon € yatırım alarak büyük ses getirdi (See the pitch memo that raised €105m for four-week-old startup Mistral). 2025’e gelindiğinde Mistral AI, toplam yatırımını 400 milyon € üzerine çıkararak kendi büyük dil modelini piyasaya sürmeye hazırlanıyor (X-Raying the Financial Ascent of a Young Unicorn: Mistral AI). Bu yatırımlar sonucunda, AI start-up’ları sadece teknik olarak değil, etik ve güvenlik boyutunda da farklılaşmaya çalışıyorlar – örneğin Anthropic’in “Anayasacı AI” yaklaşımı, modellerin daha güvenli ve uyumlu yanıtlar vermesi için kurallar bütününü entegre etmesi gibi yenilikçi fikirler içeriyor.
Fintech (finansal teknolojiler) sektörü, son on yıldır start-up ekosisteminin gözbebeklerindendi ve 2025 itibarıyla olgunlaşarak hayatın bir parçası haline geldi. Pek çok ülkede dijital bankalar milyonlarca kullanıcıya ulaştı, ödeme uygulamaları nakitsiz toplum vizyonunu güçlendirdi. 2025’te fintech tarafında özellikle açık bankacılık, merkeziyetsiz finans (DeFi) ve dijital para alanlarında yenilikler öne çıkıyor. Bazı girişimler, bankaların açık API’larını kullanarak farklı finansal hizmetleri tek uygulamada birleştiren “süper uygulama”lara imza atıyor. Örneğin, bir fintech start-up’ı kullanıcıya hem harcama takibi, hem yatırım, hem kredi karşılaştırma hizmetini bir arada sunabiliyor. Kripto varlık piyasası olgunlaştıkça, blockchain tabanlı fintech girişimleri de regülatörlerle daha uyumlu çalışarak anaakım finans sistemine entegre oluyor.
Sağlık teknolojileri (healthtech) ve biyoteknoloji girişimleri 2025’te altın çağını yaşıyor. mRNA aşı teknolojisinin başarısı, inovasyonun tıp alanındaki değerini kanıtladı. Artık sayısız start-up, AI destekli ilaç keşfi, gen terapileri, uzaktan hasta izleme, giyilebilir sağlık cihazları gibi alanlarda faaliyet gösteriyor. Özellikle dijital sağlık girişimleri, pandemiyle ivme kazanan tele-tıp ve dijital terapilerin kalıcı olmasını sağladı. 2025’te bazı dikkat çekici healthtech start-up’ları arasında, metabolik hastalıkları iyileştirmek için yapay pankreas cihazı geliştirenler, psikolojik rahatsızlıkların tedavisine yönelik VR terapi programları sunanlar, hatta yaşlanmayı geciktirici tedaviler üzerine çalışanlar bulunuyor. Bu girişimler büyük fonları çekmeye devam ediyor çünkü hedefledikleri pazarlar hem insani hem ekonomik açıdan devasa büyüklükte.
İklim teknolojileri (climate tech) de start-up’ların yoğunlaştığı ve yatırımcıların önem verdiği bir alan haline geldi. Dünyanın karşı karşıya olduğu iklim krizi, temiz enerji, karbon yakalama, sürdürülebilir tarım ve döngüsel ekonomi gibi konularda inovasyonu zorunlu kılıyor. 2025’te birçok girişim, karbon giderimi çözümleriyle öne çıkıyor – havadan CO2 yakalayan filtre sistemleri kuranlar, okyanusları alkalileştirerek karbon emenler, biyoteknolojiyle karbonu yararlı ürünlere dönüştürenler gibi. Örneğin, Climeworks gibi firmalar halihazırda doğrudan havadan karbon yakalayan tesisler inşa ederken, bazı start-up’lar da yeşil hidrojen üretimi veya güneş enerjisi depolaması konusunda atılım peşinde. Afrika’da ve diğer gelişmekte olan bölgelerde off-grid (şebeke dışı) güneş enerjisi kitleri sağlayan, insanları uygun maliyetle elektriğe kavuşturan girişimler de yatırım alıyor. Yatırım dünyasında “iklim fonları” büyüdüğü için, bu alandaki AR-GE girişimleri 2025 ve sonrasında daha da hızlanacak.
Robotik start-up’ları da özel bir ilgiyi hak ediyor. Yukarıda robotik bölümünde bahsettiğimiz gibi, insansı robotlardan tarım robotlarına birçok yeni şirket doğdu. Agility Robotics, Boston Dynamics, Ubtech gibi şirketler artık alanında marka bilinirliği kazanmış durumda. 2025’te ise depo otomasyonu için uygun fiyatlı robotlar geliştiren, restoran mutfaklarında hamburger pişiren otomatları üreten veya inşaat şantiyelerinde otonom araçları yöneten girişimler gündemde. Bu şirketler bazen büyük üreticiler tarafından satın alınarak (örneğin bir otomotiv devi, montaj hattı robotu geliştiren start-up’ı satın alabiliyor) ekosistemi güçlendiriyor.
Uzay start-up’ları da son yıllarda yeşeren bir başka alan. Küçük uydular, yeniden kullanılabilir roketler, uzay turizmi ve ay madenciliği gibi konseptlerde uzmanlaşan yeni nesil şirketler görüyoruz. Rocket Lab, Astra gibi firmalar küçük ölçekli uyduları yörüngeye taşımada önemli yol katettiler. 2025’te belki de ilk özel sektöre ait Ay iniş araçlarını veya istasyonlarını görmeye yaklaşacağız – Japonya merkezli ispace firması bu konuda denemeler yapıyor. Uzay alanındaki girişimler, kamu-özel sektör işbirliğinin arttığı bir dönemde, yenilikçi teknolojiler (örneğin yakıt olarak su kullanan roket motorları, nano-uydu takımyıldızları, uzay enkazı temizleme araçları) geliştirerek geleceğin uzay ekonomisinde söz sahibi olmaya çalışıyorlar.
Türkiye özelinde de 2025’te teknoloji girişim ekosistemi hareketli. Son yıllarda çıkan Turcorn (Türkiye çıkışlı unicorn) şirketlere yenilerinin eklenmesi hedefleniyor. Oyun sektörü, finans teknolojileri ve yazılım hizmetleri alanında bölgesel başarı yakalayan start-up’lar var. Türkiye’nin ilk insansız hava aracı girişimleri dünya çapında ilgi çektiği için, savunma ve havacılık girişimleri yatırım almayı sürdürüyor. Ayrıca kamu destekli Teknoparklar ve hızlandırıcı programlar, genç girişimcilere fırsatlar sunuyor. 2025’te Türk start-up ekosisteminin en büyük sınavı, global pazara açılma ve döviz bazlı yatırım çekme konularında olacak.
Genel anlamda, start-up dünyası 2025’te daha olgun ve büyük sorunlara odaklı bir profil çiziyor. 2010’ların başındaki sosyal medya uygulaması furyası veya basit tüketici uygulamaları yerine, artık yapay zekâ, iklim, sağlık, altyapı gibi alanlarda derin teknoloji geliştiren girişimler ön planda. Yatırımcılar da uzun vadeli ve sermaye yoğun iş modellerine daha sıcak bakmaya başladılar. Bu durum, üniversite araştırmalarının ticarileşmesini de teşvik ediyor – laboratuvarlarda filizlenen buluşlar hızla start-up şirketlere dönüşüyor. Tabii rekabet oldukça yoğun ve her start-up başarıya ulaşamıyor; ancak içlerinden çıkanlar, sektörlerini temelden değiştirecek güce sahip oluyor.
Özetle, 2025 yılı teknoloji girişimleri açısından verimli ve heyecan verici bir yıl. Yeni nesil girişimler sadece kendi başarı hikayelerini yazmakla kalmayıp, toplumsal ve küresel sorunlara çözüm bulma misyonunu da üstleniyorlar. Bu trendin devam etmesi, dünyanın dört bir yanında inovasyonun tabana yayılması ve kalkınmanın teknolojiyle desteklenmesi anlamına geliyor.
Teknolojinin Uluslararası Kalkınmaya Etkisi
Teknolojik ilerlemeler sadece belirli ülke veya bölgelerin değil, tüm insanlığın kaderini etkiliyor. 2025 itibarıyla teknoloji, küresel kalkınmanın hem en büyük itici gücü hem de yanlış yönetilirse yeni eşitsizlikler doğurabilecek bir faktörü haline gelmiş durumda. Bu nedenle uluslararası kurumlar ve hükümetler, dijital bölünmeyi (digital divide) kapatmak ve teknolojinin faydalarını herkese ulaştırmak için yoğun çaba harcıyor.
Dünya genelinde internet erişimi ve dijital okuryazarlık, kalkınmanın temel göstergelerinden biri haline geldi. 2025’e geldiğimizde dünya nüfusunun yaklaşık %68’i internet kullanıcısı durumunda, yani yaklaşık 5,5 milyar insan çevrimiçi (Internet and social media users in the world 2025 | Statista). Ancak bu, geriye kalan 2,5 milyar insanın hâlâ çevrimdışı olduğu anlamına geliyor. İnternet erişiminde bölgesel eşitsizlikler belirgin: Gelişmiş ülkelerde nüfusun %87’si internete bağlıyken, gelişmekte olan ülkelerde bu oran %63 civarında (The Digital Divide in 2025: Challenges and Solutions). Özellikle en az gelişmiş ülkelerde (LDC) insanların sadece %27’si internete erişebiliyor (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases). Bu dijital uçurum, yoksul ülkelerin 21. yüzyılın bilgi ekonomisinde geri kalma riskini beraberinde getiriyor (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases).
Uluslararası kuruluşlar bu konuda uyarıyor: BM raporlarına göre dijital uçurum genişlerse, düşük gelirli ülkeler yeni sanayi devriminde geride kalabilir ve Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na (SKA) ulaşmak zorlaşabilir (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases). Örneğin, e-ticaret veya uzaktan eğitim imkanlarından mahrum kalan toplumlar, refah artışında da geride kalıyor. Bu nedenle, 2025’te küresel kalkınma gündemi dijitalleşmenin kapsayıcı olmasına odaklanmış durumda. BMGF (Dünya Bankası), ITU (Uluslararası Telekomünikasyon Birliği) gibi kurumlar, kırsal alanlarda genişbant internet projelerini destekliyor; düşük maliyetli akıllı telefon ve cihazların dağıtılmasını teşvik ediyor. Starlink gibi uydu internet girişimleri, Afrika’nın veya Pasifik adalarının kırsal bölgelerine dahi internet götürmeye başladı. Bu sayede daha önce çevrimdışı olan okullar, sağlık klinikleri çevrimiçi hizmetlere kavuşuyor.
Mobil teknolojiler, gelişmekte olan ülkelerde atılım sağlayan bir diğer unsur. Özellikle Afrika ve Güney Asya’da sabit hat altyapısı yaygın olmadığı için mobil iletişim bir nesilde devasa sıçrama yarattı. Mobil ödeme ve mobil bankacılık bunun en çarpıcı örneği: Kenya’nın M-Pesa sistemiyle başlayıp tüm kıtaya yayılan mobil para hizmetleri, milyonlarca “bankasız” insana finansal hizmet sundu. 2024 itibarıyla Afrika’da 500 milyonun üzerinde mobil para hesabı bulunuyor ve yetişkin nüfusun yarısından fazlası bu hizmetleri aktif kullanıyor (How Mobile Money is Transforming African Economies). Bu durum, kıtada ekonomik katılımı artırıp piyasaları canlandırdı. 2025’e doğru mobil paranın yanı sıra, mikro kredi, sigorta, tasarruf ürünleri de cep telefonları üzerinden sunularak finansal içerme (financial inclusion) ilerliyor. Benzer şekilde Hindistan hükümetinin geliştirdiği Dijital Kimlik (Aadhaar) ve Birleşik Ödeme Arayüzü (UPI) sistemleri, yüz milyonlarca kişiye dijital finansal kimlik kazandırdı ve fintech ekosistemini patlattı. Bu tür kamu altyapısı yatırımları, özel sektörde inovasyonu körükleyerek kalkınmaya ivme katıyor.
Teknolojinin eğitim ve sağlık gibi temel hizmetlerde oynadığı rol de uluslararası kalkınma için kritik. E-öğrenme platformları ve uzaktan eğitim, gelişmekte olan ülkelerde öğretmen açığı veya okul altyapı eksikliği gibi sorunları hafifletmekte kullanılıyor. Örneğin pandemi döneminde zorunlu olarak dijitalleşen eğitim, sonrasında hibrit modeller şeklinde kalıcı oldu. Artık bir Afrika ülkesindeki öğrenci, internet üzerinden dünya standartlarında bir ders içeriğine erişebiliyor veya çevrimiçi sertifika programlarına katılabiliyor. Büyük ölçekli insani yardım projeleri dahi eğitimde teknolojiyi kullanıyor – UNICEF çocuklara tabletler ve çevrimdışı eğitim içerikleri sağlamak için girişimler yürütüyor.
Sağlıkta ise tele-tıp ve dijital sağlık çözümleri, kırsal ve yoksul bölgelerde fark yaratıyor. Cep telefonu tabanlı doktor danışma hizmetleri, sağlık bilgilendirme SMS programları (örneğin hamile kadınlara düzenli sağlık tavsiyeleri gönderen servisler) hayat kurtarıcı olabiliyor. Yapay zekâ destekli tanı araçları, doktor sıkıntısı çekilen yerlerde yardımcı olarak kullanılıyor – örneğin akciğer röntgenlerinden AI ile verem teşhisi konulan pilot projeler var. Droneların tıbbi malzeme taşıdığı (Zambia ve Gana’da kan ürünleri teslimatı gibi) yenilikçi lojistik çözümler, coğrafi engelleri aşıyor. Bütün bunlar, teknoloji sayesinde Evrensel Sağlık Kapsayıcılığı hedefine yaklaşılabileceğini gösteren umut verici gelişmeler.
Uluslararası kalkınmada teknolojinin bir başka boyutu, veriye dayalı kalkınma politikaları ve açık devlet girişimleridir. Hükümetler, veri toplama ve analiz kapasitelerini artırarak daha isabetli politika üretebiliyor. Uydu görüntüleri ve büyük veri analiziyle tarım alanlarının verimini takip etmek, afet bölgelerinde hasar tespiti yapmak, yoksulluk haritaları çıkarmak gibi uygulamalar yaygınlaştı. Birleşmiş Milletler, ülkelerin dijital kapasitesini SKA’lara ulaşmak için kullanmasını teşvik ediyor. Açık veri platformları kuruluyor, herkesin erişimine açık kamu verileri ile yeni çözümler geliştirilmesi isteniyor.
Bununla birlikte, teknoloji her derde deva değil ve yeni riskler de getiriyor. Eşitsizlik meselesi bunların başında geliyor: Zengin ile fakir arasındaki dijital uçurum kapanmazsa, teknoloji eşitsizliği büyütebilir. Örneğin yapay zekâ geliştiren ve kullanan ülkeler, kullanamayanlara göre ekonomik olarak öne fırlayabilir (AI geliştiren birkaç gelişmiş ekonominin veri ekonomisine hakim olması, diğerlerini dışarıda bırakabilir uyarısı yapılıyor (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases)). Nitekim BM yetkilileri verinin yeni petrol haline geldiği günümüzde, gelişmekte olan ülkelerin veri kolonisi olmaması için kapasite inşa etmeleri gerektiğini vurguluyor (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases) (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases). Ayrıca dijital dünya, yanlış bilgi (dezenformasyon), siber tehditler ve mahremiyet ihlalleri gibi küresel sorunlar da yaratıyor. Uluslararası işbirliği, bu sınır aşan sorunlarla mücadelede şart. Örneğin, 2024’te başlatılan Küresel Dijital Mutabakat girişimi, internetin açık, özgür ve güvenli kalması için ülkeler arası prensipler belirlemeyi amaçlıyor.
İşin pozitif tarafında ise, teknoloji küresel sorunlara karşı dayanışmayı da kolaylaştırıyor. Çevrimiçi bağış ve kitle fonlama platformları, bir kriz anında dünyanın dört bir yanından destek toplanmasını sağlıyor. Açık kaynak yazılımlar, gelişmekte olan ülkelerde dahi ücretsiz kullanılabildiği için inovasyon maliyetini düşürüyor. Topluluk ağları (community networks) gibi yerel girişimlerle interneti olmayan köyler kendi kablosuz ağlarını kurabiliyor. Ayrıca diasporalar, anavatanlarına teknoloji transferi ve yatırım getirmek için dijital platformlar üzerinden örgütleniyor.
Sonuç olarak, 2025 yılında teknoloji ile kalkınma kader ortaklığı yapıyor. Dijital dönüşümü başaran ülkeler, ekonomik büyüme, eğitim düzeyi ve sağlık çıktıları gibi kalkınma göstergelerinde ilerleme sağlıyor. Ancak dijital dönüşümden mahrum kalanlar, daha da geri kalma tehlikesiyle yüzleşiyor. Bu gerçek, küresel düzeyde politika yapıcıları harekete geçirmiş durumda: Dijital altyapı yatırımları, eğitimde dijital becerilerin öğretilmesi, kadınların teknolojiye erişiminin artırılması gibi pek çok girişim dünya genelinde uygulanıyor. Hatta Birleşmiş Milletler, 2026’yı “Evrensel Bağlantı Yılı” ilan etmeyi tartışarak internet erişimini temel bir insan ihtiyacı olarak konumlandırıyor. Yine BM çatısı altında 2025 yılı, kuantum teknolojilerine adanarak gelişmekte olan ülkelerin bu yeni dalgayı kaçırmaması için farkındalık yaratılıyor (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality).
Teknolojinin uluslararası kalkınmaya etkisi özetle iki ucu keskin bir kılıç gibi: Doğru kullanılır ve adil dağıtılırsa insanlığı refaha taşıyacak; ama ihmal edilirse ve tekellere bırakılırsa ayrışmayı artırabilecek bir güç. 2025 itibarıyla görünen o ki, dünya toplumları bu kılıcı akılcı kullanmak için işbirliği yapmaya her zamankinden daha fazla önem veriyor. Teknolojinin sunduğu fırsatlarla yoksulluğu azaltmak, hastalıkları yenmek ve herkes için daha iyi bir yaşam kurmak mümkün – yeter ki dijital dünyaya kapsayıcı ve insancıl bir vizyonla yön verelim.
Sonuç: Geleceğe Bakış
2025 yılı, teknoloji çağının dönüm noktalarından biri olarak kayda geçiyor. Yapay zekâdan kuantuma, robotikten uzamsal bilişime kadar birbirinden heyecan verici atılımlar gördük. Yapay zekâ, hayatımızın olağan bir parçası haline gelme yolunda hızla ilerliyor; hemen her sektörü dönüştürmeye başladı bile. Kuantum devrimi, ufukta belirmeye başladı ve önümüzdeki on yılda hesaba katılması gereken bir güç olacak. Robotlar ve otomasyon, üretimden hizmete tüm iş yapış şekillerimizi yeniden tanımlıyor. AR/VR ve uzamsal teknolojiler, dijital deneyimlerimizi gerçek dünya ile harmanlayarak iletişim ve etkileşim biçimlerimizi zenginleştiriyor.
Bu gelişmeler sadece teknoloji meraklıları için değil, toplumun bütünü için derin etkiler doğuruyor. Ekonomik olarak, daha önce mümkün olmayan işler mümkün oluyor, verimlilik artıyor ve yeni endüstriler doğuyor. Sosyal olarak, teknoloji mesafeleri kapatıp bilgiye erişimi demokratikleştiriyor; ama aynı zamanda yeni etik sorunlar ve düzenleme ihtiyaçları yaratıyor. 2025’te atılan adımlar, insanlık 21. yüzyılın ortasına yaklaşırken nasıl bir dünya düzeniyle karşılaşacağımızı da şekillendiriyor.
Elbette halen çözülmemiş meseleler, yerine getirilmeyi bekleyen vaatler var. Yapay zekâ gerçekten insanlığın hayrına mı olacak, yoksa kontrolsüz kalırsa zarar da verebilir mi? Kuantum bilgisayarlar güvenliğimizi tehdit etmeden büyük problemleri çözebilecek mi? Robotlar iş gücünü devralırken toplum buna nasıl uyum sağlayacak? Metaverse ve dijital dünya, gerçeğin yerine mi geçecek yoksa onu tamamlayan sağlıklı bir eklenti mi olacak? Bu soruların yanıtlarını önümüzdeki yıllarda birlikte deneyimleyerek alacağız.
Önemli olan, insan merkezli bir teknoloji anlayışını korumak. 2025’in bize öğrettiği belki de en önemli ders, teknolojiyi geliştiren kadar kullanan insanların da sorumluluk taşıdığı. İş dünyası, hükümetler, akademi ve sivil toplum el ele vererek, teknolojinin getirdiği değişimi toplum yararına yönetmek durumunda. Dijital okuryazarlık, etik AI, erişilebilir tasarım gibi kavramlar lüks değil, zorunlu hale geliyor.
Sonuç itibarıyla, 2025 yılı geriye dönüp bakıldığında “büyük dönüşümün hızlandığı yıl” olarak anılacak. Bu yazıda incelediğimiz trendlerin her biri, önümüzdeki on yıl içinde olgunlaşıp meyvelerini verecek. Bizler de bu dönüşümün hem tanıkları hem de aktörleri olacağız. Teknolojinin olumlu etkilerini en üst düzeye çıkarmak ve olası zararlarını en aza indirmek için bilinçli bir şekilde hareket etmeliyiz.
Gelecek, teknolojiyle şekillenecek – ancak teknolojiye şekil verecek olan da bizleriz. 2025’in heyecan verici inovasyonları, ancak insani değerlerle harmanlandığında dünyamızı daha yaşanabilir kılacak. Bu nedenle, gelişmeleri yakından takip ederken eleştirel düşünmeyi, öğrenmeyi ve uyum sağlamayı da ihmal etmeyelim. Yarının dünyasını inşa ederken, teknolojiyi akıl ve kalp süzgecinden geçirmeyi unutmayalım.
Kaynaklar:
- Gartner raporu, 2025 yılında küresel BT harcamalarının 5,74 trilyon $’a ulaşacağını öngörüyor (Gartner Forecasts Worldwide IT Spending to Grow 9.3% in 2025 | Business Wire). Bu büyüme oranı, 2024’e kıyasla %9,3’lük kayda değer bir artış anlamına geliyor ve özellikle yapay zekâ altyapısına yatırımlarla destekleniyor.
- Forrester verisine göre dijital ekonomi, 2025’te küresel GSYİH’nin %17’sine yaklaşacak. 2025’te teknoloji harcamalarının ~4,9 trilyon $ olacağı tahmin ediliyor ki bu 2024’e göre %5,6 artış demek (Technology and IT spending 2025: drivers, trends, and data).
- Yapay zekâ alanında şirketlerin %44’ü projelerini pilot aşamada denerken %10’u 2024 sonu itibarıyla üretime geçirmiştir (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai). Üst düzey yöneticilerin AI kullanım oranı bir yılda %37’den %72’ye fırlayarak AI’ın iş stratejilerindeki önemini göstermiştir (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai).
- McKinsey analizi, jeneratif AI’ın küresel ekonomiye yıllık 6,1 – 7,9 trilyon $ arasında katkı yapabileceğini belirtmektedir (Generative AI Landscape 2025: Trends & Predictions • Magai). Bu, yapay zekânın ekonomideki en büyük atılım kaynaklarından biri olabileceğine işaret ediyor.
- AB’nin yapay zekâ regülasyonu olan AI Act, 2024 sonunda kabul edildi ve 2025’te yürürlüğe giriyor. Bu yasa ile AB, yapay zekâ sistemlerini risk seviyelerine göre düzenleyen ilk kapsamlı çerçeveyi uygulamaya koyuyor (The EU’s AI Act Starts to Apply as of February 2, 2025).
- Birleşmiş Milletler, 2025 yılını Uluslararası Kuantum Bilimi ve Teknolojisi Yılı ilan ederek 34 ülkenin katıldığı küresel kuantum seferberliğini başlattı (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality) (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality). Küresel kuantum Ar-Ge finansmanı 55 milyar $’ı aşmış durumda, Çin ve AB başı çekiyor (Quantum Computing in 2025: From Promise to Reality).
- IBM, 2025’te modüler çipleri bağlayarak dünyanın en büyük kuantum bilgisayarını inşa etmeyi hedefliyor; mevcut en yüksek kubit sayısını üçe katlayarak birkaç bin kubit mertebesine ulaşmak istiyor (IBM to Build World’s Largest Quantum Computer by 2025 – Archyde). Bu atılım, ilaç keşfi ve malzeme bilimi gibi alanlarda devrim yaratma potansiyeline sahip.
- Google ve IBM, kuantum hata düzeltme konusunda farklı yaklaşımlarla önemli ilerlemeler kaydettiler. Google’ın yüzlerce kubitle oluşturduğu mantıksal kubit deneyi her ölçek artışında hata oranını 2 kat azalttı (Google and IBM Race to Fix Quantum Computing Errors – Gadget Insiders). IBM’in QLDPC tekniği ise 4000 yerine 288 kubitle benzer hata düzeltme başarımına ulaşmayı vaat ediyor (Google and IBM Race to Fix Quantum Computing Errors – Gadget Insiders).
- IoT cihazlarının sayısı hızla artmaktadır. 2025 için güncellenen tahminler, dünya genelinde 27,1 milyar adet IoT bağlantılı cihaz olacağı yönündedir (Number of connected IoT devices growing 13% to 18.8 billion). 2019’da 8-9 milyar olan bu sayının üç katına çıkması, IoT’nin hayatımızdaki yayılımını gösteriyor.
- 2023 sonu itibarıyla fabrikalarda 4,28 milyon endüstriyel robot aktif çalışmaktadır – bu bir önceki yıla göre %10’luk bir artıştır ve tüm zamanların en yüksek seviyesidir (Record of 4 Million Robots in Factories Worldwide). 2023’te yıllık yeni robot kurulumu 541 bine ulaşarak tarihin ikinci en yüksek rakamı oldu (Record 4 Million Robots on Factory Floors Worldwide).
- Asya, endüstriyel robot pazarında liderliğini sürdürmekte; 2023’te yeni kurulan robotların %70’i Asya’da gerçekleşti (Record 4 Million Robots in Factories Worldwide – ifr.org). Avrupa %17, Amerika kıtası ise %10 pay aldı (Record 4 Million Robots in Factories Worldwide – ifr.org), özellikle Çin tek başına devasa bir büyüme sergiliyor.
- Neuralink, 2024 sonu itibarıyla üç insana BCI implantı yerleştirdi ve tüm hastalarda cihazların sorunsuz çalıştığını rapor etti (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). İkinci hasta implantla video oyunu oynayıp 3D tasarım yapmayı öğrenirken, ilk hasta satranç oynayabiliyor (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Neuralink, 2025’te 20-30 yeni hasta üzerinde deneme yapmayı planlıyor (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday).
- Dünya genelinde 45’ten fazla beyin-bilgisayar arayüzü klinik denemesi devam ediyor (Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain-Computer Interfaces expand horizons – Elon Musk reveals Neuralink’s third human implant as Brain Computer Interfaces expand horizons BusinessToday). Neuralink dışında Synchron, Blackrock Neurotech gibi şirketler ve akademik merkezler, felçli hastaların düşünceyle iletişim kurması veya cihaz kontrolü sağlaması için farklı yöntemler deniyorlar.
- Apple Vision Pro gibi cihazlarla uzamsal hesaplama kavramı ana akıma girdi. Apple Vision Pro, dijital içerikleri gerçek dünyaya sorunsuz entegre ederek üretkenlik ve eğlenceyi yeniden tanımlamayı hedefliyor (Apple Vision Pro: The Future Of Spatial Computing Hinges On Its Real-World Impact – AppleMagazine). Gelişmiş göz takibi, el hareketi algılama gibi özelliklerle yeni bir kullanıcı deneyimi sunuyor.
- CES 2025’te yapay zekâ, sürdürülebilirlik ve sağlık teknolojileri fuarın ana temaları oldu (Insight of the Day: CES 2025 highlights: What we’ve seen so far). Yapılan sunumlarda neredeyse tüm tüketici elektroniği ürünlerine AI kabiliyetlerinin eklendiği, teknoloji şirketlerinin karbon nötr ve enerji verimli ürünlere yöneldiği görüldü (6 of the biggest tech trends from CES 2025 – Curzio Research).
- MWC 2025’te mobil sektörde 6G hazırlıkları konuşulmaya başlandı. 5G’nin yaygınlaşmasıyla beraber, standart kuruluşları 6G üzerinde çalışmalara 2025’te start veriyor (What’s Coming at Mobile World Congress 2025: Highlights from Nothing …). Qualcomm gibi şirketler bu yıldan itibaren AR-GE’ye yatırım yaparak 2030’a doğru 6G vizyonunu şekillendiriyor (Qualcomm announces big push for 6G ahead of MWC 2025 – 91mobiles.com).
- Expo 2025 Osaka, “Geleceğin Toplumunu Tasarlamak” temasıyla teknoloji ve sürdürülebilir kalkınmayı buluşturdu. Ülkelerin pavilyonlarında yapay zekâ, temiz enerji ve akıllı şehir çözümleri sergilendi. Expo, küresel işbirliğiyle teknolojinin sosyal sorunlara nasıl çözüm sunabileceğini gösteren bir platform oldu.
- 2025’te küresel internet kullanıcı sayısı 5,56 milyar kişiye ulaşarak dünya nüfusunun %67,9’una tekabül etti (Internet and social media users in the world 2025 | Statista). Ancak en az gelişmiş ülkelerde internet penetrasyonu halen %27 seviyesinde kaldı ve dijital uçurum devam ediyor (Widening Digital Gap between Developed, Developing States Threatening to Exclude World’s Poorest from Next Industrial Revolution, Speakers Tell Second Committee | Meetings Coverage and Press Releases).
- Gelişmekte olan ülkelerde mobil para büyük başarılara imza attı. Afrika’da mobil para hesapları 500 milyonu aştı ve yetişkin nüfusun %50+ bölümü mobil finansal servisleri kullanıyor (How Mobile Money is Transforming African Economies). Mobil para işlemleri 2020’de kıtada 200 milyar $’ı buldu ve bazı ülkelerde GSYİH’nin %5’ine denk geliyor (How Mobile Money is Transforming African Economies) (How Mobile Money is Transforming African Economies).
- Uluslararası Telekomünikasyon Birliği (ITU) verilerine göre, dünya nüfusunun %90’ının mobil genişbant kapsaması olsa da (teorik erişim), gerçek kullanım oranları gelişmiş ülkelerde %87, gelişmekte olanlarda %63 seviyesindedir (The Digital Divide in 2025: Challenges and Solutions). Bu gösterge, altyapı kadar dijital okuryazarlık ve gelir düzeyinin de önemli bir faktör olduğunu ortaya koyuyor.